PKK çocuk kaçırmasın. Madem öyle devam: Çocuklar zorla ana dilleri dışında eğitim/öğretim görmesin. Çalıştırılmasın. Zorunlu askerlik kalksın. Çocuk hapishaneleri kapatılsın. Dersim arşivleri açıklansın.
Ayinler ve törenler çok katmanlı bir yapıya sahiptirler. Aktardıkları bilgi, içerdikleri davranış kalıpları ve zamanlamaları açısından bu katmanlı yapı incelenebilir.
Ne var ki dış dünyada çok kişi Erdoğan'ın davranışlarında 'siyasi rasyonel' aramıyor. 'İrrasyonellik' görüp, nedenini anlamaya çalışıyor.
Hicran sardı yüreğimi çekilmezlerde ve akıl almaz bir girdaba yolculuğa doğru, Senin gidişatına dair bir sızı ki dinmez ahu vahların takip ettiği çare bilmez sürgünler misali…
Kadınlar da barışçı ortamın verdiği cesaretle; tepki ve dileklerini, daha net bir şekilde ortaya koyuyorlar.
Sivil toplum kuruluşları çalışma alanı olarak tanımladıkları sorunla mücadele de üç aşamalı bir sorumluluk üstlenirler..
Hangi kelime ile başlamam gerektiği konusunda bir hayli sıkıntı yaşadım.
"Ölmüştür, geçmiştir." Öyle mi, Sayın Başbakan? Gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz? Ölenler geçip giderler mi hemen? Onları toprağa verir vermez isimlerinin üzerine kalın bir çizgi mi çekersiniz siz?
Sakine Cansız'ın doğup büyüdüğü Dêrsim'den başlayarak 1996 yılına kadar yaşadıklarını anlattığı 'Hep Kavgaydı Yaşamım' adlı kitabının 2. cildi Mezopotamya Yayınevi tarafından basıldı.
Yaşamı bir bütün olarak algıladığımda, o tablonun içerisinde küçük noktacıklara denk düştüğümüzü görüyorum. Bütün noktaların merkeze talip olduğu bir tabloda, nokta sayısınca bir var olma mücadelesi yürütüldüğünü görüyorum.
Seni seviyorum diyerek başlatmak istiyorum hayata ve öyle bir adım atmak istiyorum ki her birinin arasında kocaman mesafeler olan ve hiç bağlantıları kopmayan bir bağlı ile bağlanmak istiyorum. Bilmem ki nasıl başlamalı, nasıl başlanmalı içimizde ifade edileceğimiz duyguları ve hayata sarılmanın ne demek olduğunu…
'Kelebeğin Rüyası' filminde madencilerin dünyasını anlatan Yılmaz Erdoğan, Soma'daki maden faciası üzerine bir şiir kaleme aldı.
Adınla başlamak istiyorum bir lokma ekmeği için kömür ocaklarında hayatını kaybeden kardeşim…
Ölüm, nasıl da acıtıyor yüreğimizi, kulaklarımıza iliştiğinde bu söz. Ama işte her canlının tadacağı bir gerçekmiş ve kaçınılmazmış bu gerçeklikten. Peki ya böylesi bir ölüm. Yanan bedenleri kömür sandığımız canlar. İşte burada söz bitiyor isyan başlıyor yüreğinin bir köşesinde ve baş kaldırıyor sana, hayata ve bu kaçınılmaz denilen ölüm gerçekliğine…
Sensizliğin penceresinden yansıyan en buruk bir acıdır simaya akseden.
Avrupa Birliği Bakanı Mevlut Çavuşoğlu açıklamasında, “Hükümetimizin 12 yıldan bu yana attığı kararlı adımlar sonucunda, Türkiye bugün hiç olmadığı kadar AB üyeliğine yakın bir noktaya ulaştı” demiş.
Günahsız, savunmasız, suçsuz ve en pozitif varlık…
“Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” zihniyetinin cumhuriyet tarihinde en içler acısı örneği, 1937 ve 1938 yıllarında Dersim’de yaşanan kıyımdır.
Üzerine konuşmakta zorlandığımız konular var. Her toplumda kendine özgüdür bu konular, konuşma yöntemleri de o şekilde bir kendine özgülük gerektirmektedir.
Türkiye'nin en alt sınıfının büyük çoğunluğunu oluşturan Kürtler, Türk solunun yüzü suyu hürmetine değil, kendi kaderini özgürlük lehine dönüştürmek ve bunu da tüm Türkiye halklarıyla beraber gerçekleştirmek için solda ısrar ediyor
Milyar dolarları saymaktan bitap düşenler son üç ay boyunca bir defa bile "O telefon konuşmasındaki cümleler bana ait değil" deme ihtiyacı duymadılar. "Bunlar komplo, montaj" deyip durdular. Tamam da ne? Doğru mu?