İtaat kültürüyle demini almış bu coğrafyada, itiraz kültürü henüz çok genç. Hem eden hem de itirazla karşılaşan açısından çok genç.
Edinilmiş tüm alışkanlıkları zorlayan ve yeni bir hali dayatan bir karaktere sahiptir. İtiraz hakkı tanımak, itirazı karşılama kültürünü gerekli kılmaktadır. En az itiraz kültürünü gerekli kıldığı kadar hemde.
Ancak görünen o ki, olgunlaşması karşılıklı olma zorunluluğu içermektedir. Çünkü itiraza doğru yaklaşım yoksa, o yaklaşımı doğrultacak dili bulmak da itiraz edene yüklenmekte. Nahoş bir hal alıyorsa, itiraz edenden fazla, itirazı karşılayanın kültürü bunu dayatmış olabilir.
Her insanın doğası kendine huzurlu bir alan yaratma eğilimindedir. İtirazların kaynağı da huzursuzluk nedenlerini ortadan kaldırmaya dönüktür. Ama bu coğrafya da bu konuların, bu kadar masum bir okuması olduğunu söyleyemiyoruz. Çünkü tüm okumalar meseleler üzerinden yapılmakta. Çıkar çizelgeleri çatışmakta ve huzur gibi biz sıradan insanlara özgü arayışlar artık teferruata dönüşmektedir.
Geleceğin tasarımı, bizlerin tercihlerinden uzak bir şekilde çatışmacılığı dayatıyor görünüyor. Dilin kullanımındaki değişiklik, tepki zamanını aşmış ve bir planın parçası zamanına ulaşmış gibi bir izlenim uyandırıyor .
Tüm bu gelişmeler Ortadoğu'da ki gelişmelerden bağımsız değil tabii. Genel gidişat bu şekilde tedirgin edici görünse de, sağduyunun hakim gelmesini temenni ediyoruz. Ancak siyaset gündeminin dışına çıktığımızda, sivillerin ilgilenmesi gereken sıcak sorunlarımızı görüyoruz. Savaştan etkilenmiş yaklaşık 500-600 bin civarında insan var. Kış geliyor, bu insanlarımızı mevsim koşullarıyla baş başa bırakmamak büyük önem arz ediyor.
Mevcut durumlarıyla ilgili haber akışı, savaş ortamından dolayı pek yoğun değil diye düşünüyorum. Ancak uluslararası organizasyonların ve kurumların harekete geçirilmesi önemli görünüyor. Destek kampanyaları süreklileşme potansiyeli taşısa da ne kadar yeterli olunabileceğini kestirmek zor.
Elbette bir çok kurum, kuruluş ve gönüllü kahramanların yoğun çabaları var. Haklarını teslim ederek değerlendirmeler yapmak lazım. Ancak hepsine çare olmaları ve bunu uzun süre kesintisiz sürdürebilmeleri ne denli mümkün, bunlarla ilgili henüz bir bilgi akışı sağlanmadı.
Sivil toplum deneyimine sahip bir çok insanımız var. Bu dönemde hem alandaki kuruluşlara, hem siyasi yapılara hem de halka perspektif veren yazılar yazmalarının bir ihtiyacı giderebileceğine inanıyorum.
Kobani kapsamında gelişen dayanışmalar gibi, sivil kurumların dayanışmalarının da düşünülebileceğini, bunlara ilişkin formüllerin tartışılmasının zamanının geldiğini ve bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Gerek Hewler, Duhok bölgesinde gerekse Suruç ve diğer bölgelerimizde savaştan etkilenen bir çok kadın, çocuk, yaşlı insanlarımız var. Kampanyalardaki rutinliğe baktığımızda bir alarm durumu olmadığını söylemek mümkün. Yani asgari ihtiyaçlarla ilgili tedbirlerin olduğunu düşünebiliriz. Ancak bu durumun süreceği zamanı hesaba kattığımızda ne kadar hazırlık var, bilgimiz yok.
Herkesin kendi imkanlarınca bu durumu göz önünde bulundurarak, duyarlılık göstermesi ve yerlerinden, yurtlarından edilen insanlarımızla dayanışması gerekmektedir.
Aklımızda tutalım, birbirimize hatırlatalım. Öneriler ise, kısıtlı bir bilgi sağlanmışlığı üzerinden şekillenmiştir. Afaki, gerçeklikten kopuk bulan olursa da hoş görsün.
Güncelleme Tarihi: 05 Kasım 2014, 09:43
allah aşkına sn yazmktan vaazgeç