Hayatın içinde öyle durumlar var ki, yaşadığınızda kalbinizi soğutacak, sıcaklığından sizi uzaklaştıracak cümleler ararsınız. Ama bazı yitirişlere kıyamazsınız, o cümleleri duymak içinizdeki yangını körükler yalnızca. Acı boyutlandıkça boyutlanır. Tüm sıcaklığı ile sonuna dek yaşamak istersiniz. Çünkü onun size yaşattıklarında bu hakkı görürsünüz.
O kavuran rüzgârda yarım yamalak kalıp, savrulmak… Rüzgâr zamana yenilene kadar savrulmak istersiniz. Bir hakkın teslim ayini gibidir. Ölüme teslim etmekten kaçınmak, sanki mümkünmüş gibi çıktığı yolculuğun başlangıcında, onu sizinle kalmaya zorlamak gibi…
Bazı insanlar bu hayata kendilerine ait bir şeyleri yaşamaya değil de, size bir şeyler yaşatmaya gelmişler gibidir. Hayatlarını bir emanet gibi yaşayanlar diyorum ve susuyorum...
Kendilerinden kaynaklı gülme nedenleri oluşturma becerileri gelişmemiş belki, belki de daha üstün bir duyguyla, kendi neşelerinin kaynağını sizlerin gülüşlerinizde inşa etmişler gibidirler…
Sizinle geçirdikleri tüm zaman dilimlerinde, sizde kıyamayacaklarınızı çoğaltmışlardır. Gidişleri hayatınızın neredeyse her anında kocaman bir boşluk oluşturur. Bu boşluklar öyle çoktur ki, evin hangi noktasına uğrarsanız, orada sizi bekleyen bir şaka veya gülüşün anısına yakalanırsınız.
Kendisi daha anne karnında iken, babasının hayatı çalındı. Doğumu büyük acıya teselli gibi idi sanki,. Ya da onun son yadigârı. Tüm aile de bu duygu ile ele alındı, kıyılamayan, nazlı…
Eşinin acısını oğluna tutunarak bastırdı annesi. Kardeşleri ise hep üzerine titrediler. Böyle büyüyüp serpildi, sevgi bakışlı dayım…
Öyle yaşam doluydu ki, gittiği her yerde ritmi değiştirir, hissetmeyi hızlandırırdı. Sizi konuşturur, kederlerinizi alır, yerine gülme ve kahkaha atma nedenleri bırakır, sonra kalkardı yanınızdan. Kalbinin sıcaklığını her anında duyumsardınız.
Elim bir trafik kazası sonucu ayrıldı aramızdan. Ayrılanmayacak yaşta…
Duvarlara asılı kaldı düşleri. Hangi yana baksak içimiz sızlıyor. Paylaştığımız anlar içerisinden fotoğraflar oluşturuyor hafızamız ve gözden yaş olup akıyor yanaklarımızdan…
Baba yadigârı şimdi babasının yanında… Annesinin ağıdı sitem dolu.
Durup durup soruyorum kendime, bazı insanların büyük sevmeleri, vedalara yakın duruşlarından mıdır diye!
Bu kedere sırt dönülmüyor, ancak sonuna kadar yaşanarak geçecek gibi…
Bazen insan noktayı kendi cümlesinin sonuna değil de kocaman bir boşluğa bırakır, gerisini siz doldurun der gibi.
Işıklar içinde uyu dayım, mekânın cennet olsun. Burada kalan olmanın yazgısıdır, acını yaşamak ve özlemini duymak.
Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2015, 12:40
mekanin cennet olsun