Kış bütün ağırlığı ile çökmüş, beyazı soğukla özdeşleştirircesine, iliklerimize kadar kendini his ettirmekte ise de, toprağın bağrında büyümeye hazırlanan tohumlar olduğunu unutmaz isek, umut hala saklımızdadır diyebiliriz.
Masal mevsimi diye sevdiğimiz bu beyazlık, masallara gebe bir mevsimdir de aynı zamanda. Hikâyesine umut ekeni sevmeli. O umudu başka hikâyelere serpebileni belki de. Böyle çoğalır hayatlarımız. Böyle çoğalır yaşama tutunmak telaşımız.
Bazen sınanırız yaşamla aramızdaki bağlarımızdan. Kırılıp dökülürüz belki de. İç dünyamızda sonbahar manzaralarının seyrine dalar, sonra onun kışa evrilişinin hüznüne bırakırız kendimizi. Umut azalır, anlam azalır, tutku azalır, daha pek çok şey azalır…
Hikâyesi de daralır insanın, söz kendisinden daha küçük anlamlara denk düşmektedir artık. Geriye sadece dayanaklar kalır. Bırakmaktan sizi alı koyan, dayanma gücünüzü arttıran dayanaklar. Bunlardan biri de umuttur.
Bazen bir insanın kalbindeki ya da düşüncesindeki bir küçük kıpırdanmanın, hayatın içindeki büyük yansımalarına tanıklık etmişseniz, daha güçlü inanırsınız kendinize. Her şey mümkün…
Sorunların, kederlerin bağıra bağıra üstümüze geldiği zamanlarda, bütün o sesler içerisinde sessiz bir yer bulup, o seslerin iniş çıkışlarının seyrine dalıyoruz. İnsanın varoluş hikâyesi bu. Bazen pek kirli, bazen hayranlık uyandıracak berraklıkta…
Güzelliğinden etkilendiğimiz seslere kendi sesimizi kattığımızda oluyor, bazen de ne kadar cazip olursa olsun tüm seslerden sakındığımızda. Gücümüzle, hayallerimizle, hayatın içinde ki yerimizle bağlantılıdır bu tutumumuz.
İnsanız, içimizde bir şeyler yeşertmeye, büyütmeye meyilliyiz. Mevsim kış olsa da, her gün biraz bahar ekeriz.
Biliriz karın altından akmakta olan suların bir gün, bütün karı eritip bitireceğini. Tabiatın bu ölüm örtüsünden sıyrılıp yeniden yeşereceğini… Defalarca tanıklık ettiğimiz bir öyküdür bu çünkü.
Enlem ve boylam bilgisi ile mevsimlerin ömrünü bilebiliyoruz. Kedi ömrümüzdeki mevsimleri çözecek enlemler ve boylamları hala keşfedemediğimizden tedirginiz. Hayatın içinde bir yerlerde bu sayısal tespitlere denk düşecek bir şeyler olduğuna inansak da, nerede ve nasıl bulunabileceğine dair bir bilgimiz yok. Biraz da öznelliğinden olsa gerek, herkesin enlemi ve boylamı ayrı ayrı düşer yaşamına…
Ömrü ister uzun olsun ister kısa, biz yine de bahar ekeriz, bizi sarmalayan kışa. İnsanız ve hayata iyilik borcumuz var… Umudu sevmektir bizim diyetimiz.
Tek güvencemiz bu değildir tabi. Kış kendisine direnç geliştirerek büyür. Kendisiyle beraber o dirençte büyür. Bu yüzden umut, sadece umut olarak kalmaz, gerçekleşmenin zeminine daha da yaklaşır.
Payımıza düşen soğuklardan, üşümelerden korkmamalı, hayatı değiştirme gücünü bize aşılamaktadırlar.
Şimdi kışa biraz uzaktan bakmak, mesafeyi koruyarak görmek zamanı. Doğasını kavradıkça çözülecek buzları, doğasını kavradıkça kazanacak bahar.
Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2015, 22:52