Anadilde Eğitim talebine ve buna yönelik üç pilot bölgede açılan okullara karşı verilen tepkilerde çözüm sürecinin ruhuna ters düşen bazı siyasal söylemler kullanılmaya başlandı. Üstelik bu söylemlerin sahibi devletin en tepesindeki şahsiyetler.
2002 yılından bu yana Kürt dili üzerindeki birçok baskı ve zorlama hem Kürtlerin verdiği siyasal mücadele sonucu hem de bizatihi bu sert üsluba sarılan bu günkü siyasi iktidarın yumuşak tavrının bir sonucu olarak kısmen de olsa kırılmaya başlanmıştı. Örneğin devlet eliyle üniversitelerde kurulan Kürt Tarihi Ve Dili Enstitüleri’nin açılması gibi önemli adımlar atılmış ve toplum kısmi bir rahatlamanın içine girmişti. Şimdi gelinen aşamada çözüm sürecinin tarafları olan mevcut iktidar ve Kürtler ciddi bir samimiyet sınavından geçmektedirler. Birbirlerinin samimiyetini ölçmek için değişik hamleleri uygulamaya koyup bunun üzerinden birbirlerinin duruşlarını anlama girişiminin içine giriyorlar. Anadilde Eğitim verecek olan okulların açılması da bu hamlelerden biridir diye düşünüyorum.
Fakat bu okulları açmadaki amaç ne olursa olsun hükümet kandından bu konuya yönelik gelen tepkilerin uluslar arası evrensel insan hakları kurallarını çiğnemeye yönelik olduğunu söylemekte fayda vardır. Çünkü Türkiye’nin kurucu üyesi olduğu BM Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nde ve BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesinde insanların eğitim haklarını kullanırken nasıl bir evrensel kurala tabi tutulacağı açıkça ifade edilmiştir. Bu kuralların hepsinin altına Türkiye kurucu üye olarak imzasını atmış ve uygulayacağına dair sorumluluk altına girmiştir.
Örneğin aşağıda BM Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin 26. maddesi ile BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesinin 29. ve 30. maddesini bu konuda fikir sahibi olabilmeniz için sizlerle paylaşmak istedim.
Madde 26: Herkes eğitim görme hakkına sahiptir. İlköğretim zorunlu ve parasızdır. Teknik ve mesleki öğretimden herkes yararlanabilmelidir. Yüksek öğrenim, yeteneğe bağlı olarak herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır. Eğitim, insan kişiliğinin tam gelişmesi ve insan haklarıyla temel özgürlüklere saygının geliştirilmesi amacına yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar, ırk ve din toplulukları arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışın sürdürülmesi yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir. Çocuklarına verilebilecek eğitim türünü seçmede öncelikle ana baba hak sahibidir.
Madde 29: 1.Taraf Devletler çocuk eğitiminin aşağıdaki amaçlara yönelik olmasını kabul ederler;
a) Çocuğun kişiliğinin, yeteneklerinin, zihinsel ve bedensel yeteneklerinin mümkün olduğunca geliştirilmesi;
b) İnsan haklarına ve temel özgürlüklere, Birleşmiş Milletler Antlaşmasında benimsenen ilkelere saygısının geliştirilmesi;
c) Çocuğun ana-babasına, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun yaşadığı veya geldiği menşe ülkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygısının geliştirilmesi;
d) Çocuğun, anlayışı, barış, hoşgörü, cinsler arası eşitlik ve ister etnik, ister ulusal, ister dini gruplardan, isterse yerli halktan olsun, tüm insanlar arasında dostluk ruhuyla, özgür bir toplumda, yaşantıyı, sorumlulukla üstlenecek şekilde hazırlanması;
e) Doğal çevreye saygısının geliştirilmesi,
2. Bu maddenin veya 28 inci maddenin hiçbir hükmü gerçek ve tüzel kişilerin öğretim kurumları kurmak ve yönetmek özgürlüğüne, bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen ilkelere saygı gösterilmesi ve bu kurumlarda yapılan eğitimin Devlet tarafından konulmuş olan asgari kurallara uygun olması koşuluyla, aykırı sayılacak biçimde yorumlanmayacaktır.
Madde 30: Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli halkların var olduğu Devletlerde, böyle bir azınlığa mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz.
Yukarıdaki evrensel insan hakları kurallarını kabul eden bir devlet kendi topraklarında yaşayan insanlar için bu kuralların altına imza atmamışsa ne için imzalamıştır diye sorabilme hakkı olmalı vatandaşın.Bu everensel ilkelerde anadilde eğitim ile ilgili açık bir vurgu olmayabilir, fakat insanın kendi kimliği ve kültürü ile eğitim alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Nihayetinde ülkede birçok azınlık okulu eğitim verebiliyorken neden Kürt okulları Sayın Arınç’ın tabiri ile eğitim veremezmiş? Bu ayrımcılığın sebebi Kürtlerin cumhuriyetin kuruluşunda göstermiş olduğu kahramanlığın bir karşılığı mıdır yoksa? Azınlıklara tanınan haklar bu ülkenin kurucu unsurlarından biri olan Kürt halkına neden çok görülüyor? Bütün bu sorular mevcut iktidarın cevaplaması gereken sorulardır.
Birleşmiş Milletlere üye olan 194 ülkeden 113’ünde birden çok eğitim dili ve resmi dil mevcutken, Türkiye’de neden hâla eski statükocu ve ulus devletçi zihniyette ısrar ediliyor anlamak mümkün değildir. Belli bir halk kitlesinin kendi anadilinde eğitim görmesi ancak ülkemizi zenginleştirir bazı kesimlerin düşündüğü gibi bir bölünmeyi beraberinde getirmez. Bunun ispatını da İsveç, İsviçre, Almanya, Bolivya, İngiltere, Çin ve ABD gibi ülkelerden görebiliyoruz. Örneğin Bolivya’da tam 37 tane resmi dil vardır ve Bolivya hâla tek devlettir. Sonuç olarak Türkiye kendi iç korkularını ve eskihastalıklarını yenmeden iktidara kim gelirse gelsin gerçek anlamda demokratik bir yapıya kavuşamayacaktır. Demokrasi bu kelimeyi çok kullanmakla gelmez, anayasamızı ve anayasanın uygulayıcı mercilerini taraf olduğumuz evrensel insan hakları kurallarına uygun bir duruma kavuşturmadan gerçek anlamda bir demokratik cumhuriyet olamayız.
Güncelleme Tarihi: 18 Eylül 2014, 11:41
yüreğine sağlık yoldaş fakat gün silahlanma günü ve işid piçleri ile savaşma günüdür kobani kırmızı çizgi