kaçak bahis

deneme bonusu

casino siteleri

canlı bahis siteleri

deneme bonusu veren siteler

bahis siteleri

porno izle

kaçak bahis

deneme bonusu

casino siteleri

canlı bahis siteleri

deneme bonusu veren siteler

bahis siteleri

porno izle

İçimdeki Sesler

İçimdeki bir tele parmak vurulmuş gibi; sesler çıkıyor, duyuyorum. Durup dinliyorum. Bu seslerde Tanrının sesi var, kutsal bir ruh konuşuyor. Yüzümde sevdiğim insanların yüzünü andıran izler beliriyor. Bilmiyorum. Kim bilir belki de onların ruhudur içimde mırıldanan, sesler çıkaran. Dönüyorum. Bedenim ruhumun, ruhum ruhların hayali etrafında dönüyor. Kısalıyor zaman. Ayaklarımın altından akıp gidiyor an. Düşüncelerim dünyadan el etek çekmiş bir dervişin durumunu andırıyor. Yarı uyanık bir hâlin içinden geçiyorum. Gençlik yıllarımın başına dönüyorum, üniversite yıllarının saflık ve devrimle bezenmiş ateşli günlerine; bekâr evlerinde geçirdiğim o dipsiz gecelere dönüyorum. Geçmiş yılların coşkularını ve acılarını hissediyorum dudaklarımda. Tadı hiç değişmemiş, silinmemiş gibi...

O gençlik yıllarının içinde nice yalnız, hazin saatler, günler geçirdik. Bazen ölüler gibi, bazen gökte uçan kuşlar misaliydik. Ne yaşadıysak her yanıyla gözlerimin önünde, bir bilinç sınavından geçiyor gibiyim. Belleğimde çalkantılar büyüyor, yoğunlaşıyor dudaklarımdaki tad. Dinsel ve felsefi önyargılarla yaklaştığım, kuşku duyduğum ve uzak durduğum şeylere bir bir çarpıyorum şu aralar. Garip hikâyeler ve hikâyesi olmayan insanlarla dolu bir kentte geçiyor günlerim. Her şeyi yeni baştan unutuyorum, mezar taşına dönüşüyorum. Okuduklarımın hepsi katılaşıyor, ruhum katılaşıyor. Zihnimin içinde bulunduğu durum yapmam gereken işleri olanaksız kılıyor. Gereksiz yere suçlayıp duruyorum kendimi.

Bildiğim tek şey; çok şey var onarmam gereken, düzeltmem gereken. Peki, mümkün mü bu? Şu andan sonra, hiçbir şey yapmadan, ya da en azından yanlış yapmadan artık, elimden geldiğince geçmişi onarmak… Zor gibi. Bizi beklediğini düşündüğüm sorumluluklar altında eziliyorum. Siyasal ve toplumsal olaylar durmadan bastırıyor. Gündem çok hızlı değişiyor. Yılgınlığa meylediyor içim, güçsüzleşiyorum. Yaklaşan büyük felaketler ve acılar hissediyor gibiyim. Donuk bir ele dönüşüyor kaderim. Boşuna söyleniyorum. Boşuna…

Bitmiyor tabii, çeşitli şekillerde sürüyor her şey. Söylemek ya da yazmak bitirmiyor hiçbir şeyi. Sesler öylece geziniyor içimde. Daha bir fenalaşıyorum…

Kendimi bağlanmış, tutsak edilmiş insanların arasında görüyorum. Gördüğüm veya yaşadığımı zannettiğim şeyler gerçek mi hayal mi, diye soruyorum kendi kendime. Yine katlanmak zorunda kaldığımız bir sürü olayla ve biz aciz kulların Tanrıya verdiği sözlerin gerçekleştiğini görür gibiyim. Kendimi dünyanın dönüşünden sorumlu tutuyorum. Zamanın işleyişini gözlemekle yükümlü imiş gibi konuşuyorum, yürüyorum. Sonra da değişiyorum. Kutsal ruhlardan kopup insan şekline girip, sıradan şeylerle uğraşıyorum. Evrensel uyumu sağladığımı düşünüyorum belki. Bilmiyorum. Tutkuyla bağlanıyorum ve kolayca da kopuyorum, ayrılıyorum, terk ediyorum. Terk etmek durumunda kalıyorum. Ucu bucağı olmayan bir zincir misali kopuyor gövdem ötekilerden. İçimin gökyüzünden bakışlar, şarkılar, ilişkiler öylece siliniveriyor. Evrenin yeniden oluşumuna katılıyor eksik, yitik varlığım. Uyum işte…

Katı gerçekliğe bulandığımı düşündüğüm bir noktada ve anda, yine bu sesler girdi içime; tanrının konuştuğu bir aziz olarak duyumsadım kendimi; evrendeki her şeyden bir şeyler devşirdim kendime… Oysa ötekiler gibi toprak bir gövdede ya da çamurla örülmüş bir ruhta gezinmekle yetiniyordum sadece. Yine sağır oldum, kör oldum, sonra da insan. Eski dünyama değin anılarıma döndüm, uyumumu sürdürdüm. Başka da yapacak bir şey yok. Her şey yaşıyor, bir devinim halinde, birbiriyle örtüşüyor, doğa ile uyumunu sürdürüyor; hepimizin yaydığı enerji evrende buluşuyor ve sonsuzluğa karışıyor. Bizleri yerin merkezine bağlayan bir güç, bir ağ bu, kurtulmak zor; yeryüzüne kul köle ediyor. Bölünmüş ruhlarımızdan güç alıyor. Yeryüzü egemenliğini böyle kuruyor. Dinler, ideolojiler, felsefeler, krallar, siyasal sistemler, vs. onlar da tüm halkları egemenlikleri altına böyle aldılar, alıyorlar. Sonraki tüm kuşaklar da bu sonsuz egemenlikler altında tutsaklaştılar. Ölüm bile özgürleştiremedi hiçbir kuşağı, hiçbir halkı. Herkes babasından aldığını çocuğunda yaşadı, tekrar etti, edecek... Değişmedi hiçbir şey. Değişmeyecek…

Bir yanda içimdeki sesler, öteki yanda insanların içinde yaşadığı dünyam…

Bitmiyor.

İçimdeki sesler…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Süleyman Çakır
Süleyman Çakır - 4 ay Önce

Yüreğine sağlık Ersin hocam. Yürek tellerimize dokunmuşsun yine.

Tahir Duman
Tahir Duman - 4 ay Önce

Hepimiz geçmiş yılların coşkularını ve acılarını hissediyoruz dudaklarımızda. Seksenler, doksanlar, ikibinler ve sonrasında çok değişken bir kırk yıl yaşadık. Her değişim bizi şaşırttı. Her değişim sonrasında başka bir kişiliğe büründük ve kendimizle çeliştik. Eski kendimizi yargıladık. En hazini de bir dünya görüşünde sabit kalmadan hızla bir insan ömrünün sonuna doğru yol alıyoruz. Ölümün özgürlestiremediği bir nesil olarak korkunç değişimlere maruz kalacağız ve belki de hiç ummadığımız bir şekilde hayat sayfamıza son noktayı koyacağız. Ersin hocam yazın icin teşekkür ederim, tebrik ederim.

Nizam karahan
Nizam karahan - 4 ay Önce

İçimdeki Sesler metni, insanın kendiyle hesaplaşmasını, varoluş sancılarını ve ruhundaki derin boşluğu etkileyici bir şekilde dile getiriyor. Yazarın iç dünyasındaki fırtınalar ve geçmişin izleri, okurun da kendi yaralarına dokunuyor. Bu metin, hem bireysel hem de kolektif bir yalnızlığın ağıtı gibi; hüzünlü ama bir o kadar da tanıdık.

İsmail Düzsöz
İsmail Düzsöz - 4 ay Önce

Ersin hocam fikirler biz yaşadığımız sürece hep var olacak önemli olan bunların içinde kaybolmadan gerekenleri yapmak yani şu anı şimdiyi en manalı en anlamlı şekilde geçirebilmektir diye düşünüyorum tabi buda öğrenciniz ismailin naçizane bir fikri . Fikirlerinizle hep var olmanız dileğiyle hocam

Halil Evin
Halil Evin - 4 ay Önce

Kalemin daim olsun.

Habip AKSU
Habip AKSU - 4 ay Önce

Eyyy... "Tanrı'nın konuşturduğu Aziz..."
Öyle bir "Aziz" konuştun ki; saniyeler içinde çocukluğumdan bu yaşıma kadar geçen zaman dilimi aralığında, beni geçmiş ve bu gün arasında getirdin, götürdün... Getirdin, götürdün...
Aradan geçen "kesin inançlı" zamanları mı desem, çalkantılı düşünsel geçiş süreçlerini mi desem, dönüp hepsine birden "acaba?" deyişimi mi desem...

Hepsi bir film şeridi oldu, gelip geçti beynimden...

Kalemine sağlık sevgili Ersin...